Veli Bilgilendirme Köşesi

Çocukluğa Veda Ergenliğe Uyum

ergenlik

İlk bağ…

İnsan yavrusunun dünyaya gelişi sadece biyolojik bir olgu olmayıp içinde derin bir ruhsallığıda barındırır. Henüz anne ve baba adayı iken bile dünyaya gelecek çocuğa dair düşlemler insanın iç dünyasına düşüverir.

Hangi cinsiyette olacağı, sağlıklı bir çocuk olup olmayacağı, verilecek isim, anneye mi babaya mı benzeyeceği, çift olmaktan aile olmaya nasıl uyum sağlanacağı gibi pek çok soru anne ve baba adayının ruhsallığında yer almaya başlar.

Bu düşlemlerde dünyaya gelen bebek ilk bağını anne ile beslenme yoluyla kılar. Annenin bebeğini emzirmesi sürecinde ilişki tanımlanmaya başlar. Bu dönemde bebek kendini anne ile bir bütün gibi algılar, dış dünyaya tüm bağlantısı bu var sıkı bütüncül bağ ile gerçekleşir. Zaman içerisinde bebeğin ruhsallığı da yine bu bağ sayesinde şekillenecektir.

İnsan yavrusu diğer canlılardan farklı olarak bakıma ve anneyle olan bu güçlü bağa ihtiyacını daha uzun bir dönem sürdürür. Doğada diğer canlılarda bu bağ yavrunun üreme yetisi kazanması ile son bulur ve ardından ayrılma gerçekleşir. Bebek de anne ile olan bağını farklı aşamalarda da olsa, çocukluk çağının sonuna kadar korur, ta ki büyüme sürecinde dönüşümün gerçekleştiği ön ergenliğe yani ergenlik sürecinin arifesine kadar.

Bu zamana kadar çocuk, anne ve babasının bir uzantısı olarak büyür ve gelişir. Çocukluk çağında, anne ve babalar evlatları için her zaman en iyiyi, en doğruyu bilirler, en güzel ya da en yakışıklı olanlardır, anne ve baba yıldırım düşse dahi onu tutabilirler, anne ve baba tarafından yapılan seçimler, alınan kararlar, kendileri için biçilmiş gelecek idealleri sorgulamaz.

Anne ve babalar güven duygusunun ve hayatı sürdürmenin temel kaynağıdırlar.

Tıpkı dünyanın evrendeki döngüsünü sürdürmesi için güneşe duyduğu ihtiyaç gibi çocuk da anne ve babaya ihtiyaç duyar ve hiç şüpheye düşmez.

Peki birden bire ne olurda her şey farklılaşır. Kararlar tartışılmaya, anne ve baba beğenilmemeye, eleştirilmeye, daha önce tutkuyla bağlanılan ideallerden vazgeçilmeye ya da farklı ideallere geçiş yapılmaya başlanır. Artık çocuk tanımlaması yerini genç kız ya da delikanlı tanımlamalarına bırakır. Bu ergen için çok şaşırtıcı ve pek çok yeniliği barındıran bir değişimdir. Kaçınılmaz bir biçimde ergenin etrafında yer alan kişiler de bu dönüşümde şahitlik eder, bu uyum sürecine dahil olurlar.

Çocukluğa veda…

Ergenlik dönemi yapısı gereği, çocukluğa vedayı, anne ve babaya olan koşulsuz bağın sorgulandığı bir ayrılık sürecini temsil etmektedir. Ayrılık ergenin bu ruhsal çalışmasına hüznü de ekleyecektir. Bu dönem, çocuk ebeveynleri için geleceğe dair bir vaad içerse de vedanın hüznü yaşanacak, çocukluğun yası tutulacaktır.

Genç kendini bedensel, ruhsal ce sosyal açıdan inşa edecektir. Bu zamana kadar deneyimlenen, iç dünyada yer eden kazanımlar ortaya dökülecek ve son haliyle ruhsallığa hummalı bir çalışma ile yerleştirilecektir.

Peki çocukluktan ergenliğe geçilince ne olur?

Ne, neye dönüşür? Kız çocuk, genç kadına, oğlan çocuğu, genç erkeğe, çocukluk düşlemleri gerçeğe dönüşecektir. Bu ergen için belirsizlik demektir ve oldukça da kaygı uyandırıcıdır.

Parman(2011), “Winnicott’un Kuramında Ergenlik” adlı yazısında ergenlik ve çocukluk dönemine ait önemli çalışmaları olan Donald W. Winnicott’un “Adolescence:Struggling Through The Doldrums” adlı makalesine yer verir. Winnocott bu makalesinde bir denizcilik teriminden yola çıkarak ergenliği anlatmaktadır.

“ Makalenin başlığında yer alan “Doldrums” bir denizcilik terimidir. Yoğun sisin içinde beklemenin zorunlu olduğu durumları tanımlar. Ergenler de ekvator yakınlarında rüzgarın çok az yada hiç olmadığı bölgelerde, tıpkı denizciler gibi önlerini göremeden uzun süre beklemek zorunda hissederler kendilerini.

Çocukluğuyla vedalaşmakta ve bir arayış ve bir dönüşüm sürecinde olan ergeni anlamak da ebeveynler için pek kolay olmayacaktır. Anne ve babalar olarak her ne kadar bu dönem yaşanmış, ergenlik deneyimlenmiş olsa da araya giren zaman o döneme ait duyguları unutturmuştur. Bütün bu yaşantılar, duygular; dönüşen, değişen ve gelişen çocuk ile tekrar gündeme gelirler. Bu, ebeveynlerin unutulmuş bir, dolabın arka köşesinde kalmış gençlik anılarının tekrar hatırlanacağı ve son bir muhasebesinin yapılacağı, bir deneyim olarak karşılarına çıkar.

Aslında ergenlik içinden geçilecek bir yoldur. Genellikle de çoğu genç takılmadan ya da çok fazla tökezlemeden süreci tamamlar, kendine dair olumlu imgelere sahip, yaşamına yatırım yapabilen bir genç yetişkin hale gelir. Tabii ki bu olgunlaşma hızla gerçekleşmeyecektir. Ergenin bu ilerleme için zamana ihtiyacı vardır.

Ergenlikte sabır kavramı henüz tam olarak evrimini tamamlamamış olduğu için, bu noktada sabretmek de ebeveyne düşecektir.

Şair Naime Erlaçin (2004)’in “ Gece Kırıkları” adlı şiirine ait şu dizeler çocukluğa vedayı ve ergenliğe uyumu çok güzel bir şekilde anlatır.

…Gece Kırıkları…

Gecenin ek yerlerinden kırılır uyku

Sessizce şahlanır derin bilinç

Müsveddelerin

Temize çekildiği an bu

 

Kıyasıya çarpışır

Çocukluk ve ergenlik

 

Birer iç çekişidir duvar hıçkırıkları

Sözün mahremine düşer kağıt

Erbayin zamanları çağrıştırır bir ses

Gece kırıklarına sıkışır saatleri günün

Talihsiz seferlere koşarken yürek

 

Düşerim ahh!

 

Vurulduğum saatlerde

Kutsalar bir ay ışığı umarak geceden…

Tıpkı şairin dizelerinde söz ettiği gibi kaçınılmaz olan doğa kanunu gerçekleşecek, çocuk ergenliğin içine düşüverecektir. Kaçış yokturÇocuğa ve anne babasına bu dönüşümün dayatılır. Çocuklukta sürecinde iç dünyaya yazılanlar temize çekilir. Şiddetli bir çarpışma yaşanır, hem iç dünyada hem de dış dünyada…

Öncelikli olarak bedenin çağrısı kendini gösterir. Bu çağrıya dürtüler de eşlik eder. Eski beden, süregiden güvenli, koruyucu bağın bir teminatı olarak çocuğun hayatında bu zamana kadar yer almıştır. Bu nedenle vazgeçmek hiç de kolay değildir. Bu dönüşüme ilk adım erinlikle atılır böylece çocuk kendisine bir cinsiyet verildiğini fark eder. Erinlik ergenliğin başlangıcı demektir.

Beden hızla büyüyordur ve dönüşüyordur. Bu hıza ayak uydurmak lazım gelir, yeni beden fazlasıyla huzursuzluk verici olmaya başlar. Çocuğun aynadan yansıyan görüntüsü, kendinden giderek farklılaşmaktadır. Cinsiyetsiz beden genç kıza ve genç erkek bedenine çevrilmektedir. Bu da anne ve baba ile araya konulacak mesafenin ilk tohumlarını atacaktır.

Ergen kendini artık üreme yeteneğini sahip yeni bedenine göre tekrar komutlandıracak, ilişkilerindeki mesafeleri tekrar tanımlayacaktır bu da farklı dışavurumlarla gerçekleşir. Anneye babaya karşı daha edilgen ve itaatkar tavırlar yerini daha atılgan, şiddetli girişimlere bırakır.

Ergen yavaş yavaş daha içine dönük, hassas hale gelir ve ebeveynler çocuklarının kendilerinden giderek uzaklaştığı hissini daha yoğun bir şekilde fark ederler. Bu sağlıklı bir ergenlik süreci için gerekli çatışmaların kaynağını oluşturur.

Değişimin yarattığı kaygı…

Giderek daha öfkeli tepkiler, itirazlar, yalnız başına odaya çekilmeler memnuniyetsiz tavırlar çoğalır. Aslında hepsi de geride yaşanan kaygıyla baş etmek için ergenin savunmaları olarak oluşurlar. Fazla bir davranım içerisine girme ihtiyacı duyar genç. Ergen kimi zaman da bu kaygı ile bunu kendini tamamen farklılaştırarak baş etme yolunu seçebilir. Değişik tarz, kılık ve tavırlarda görürüz ergeni ve bu oldukça sıkça değişme eğilimi gösterir. Aynaya yansıyan değişimin yarattığı beğenilmeme kaygısı tüm benliği sarar, ancak gencin kendini gerçekten beğenilmek bir hale, görünüme getirmesi ile bu duygu yatıştırılabilir. (Jacquet, Huerre, 2012)